Türkiye’nin kıyılarında yeni dönem: Bakanlığın yetkisi genişledi
Türkiye’nin kıyılarının nasıl yönetileceğine ilişkin önemli bir değişiklik 9 Ağustos 2026’da yürürlüğe girdi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan düzenlemeyle Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin 81’inci maddesine yeni bir fıkra eklendi.
Değişiklik ilk bakışta teknik bir “kiralama” düzenlemesi gibi görünüyor. Ancak eski ve yeni metin birlikte okunduğunda, kıyıların işletilmesinde yetki alanının genişlediği görülüyor.
2014’ten bu yana yürürlükte olan sistemde kıyı ve sahil şeritleri, Kıyı Kanunu ve imar planlarına uygun düzenleme yapılması şartıyla öncelikle büyükşehir belediyelerine, belediyelere veya mahalli idare birliklerine bırakılabiliyordu. Bakanlığın uygun gördüğü alanlarda gelir veya hasılattan pay alınması modeli de yine mahalli idareler üzerinden kurulabiliyordu.
9 Ağustos’ta eklenen yeni hüküm bu sistemi ortadan kaldırmıyor.
Ancak artık Bakanlığın uygun göreceği kıyı ve sahil şeritleri ile bu alanlarda yapılması zorunlu ticari üniteler; Bakanlığın merkez teşkilatı, döner sermaye işletmesi, bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşları ile bunların iştiraklerine protokolle kiralanabilecek.
Kira bedelinin klasik sabit bir bedel yerine, alanın işletilmesinden elde edilecek hasılat veya gelirden pay alınması yoluyla belirlenmesi mümkün olacak.
Asıl değişiklik ne?
Düzenlemenin özü, kıyıların özel mülkiyete geçirilmesi veya Kıyı Kanunu’nun ortadan kaldırılması değil.
Değişiklik, kıyı ve sahil şeritlerinin bakım, onarım, güvenlik, temizlik ve işletilmesinde Bakanlığa bağlı yapıların doğrudan devreye girebilmesine imkan sağlıyor.
Bakanlık tarafından Anadolu Ajansı’na yapılan açıklamada da yeni sistemin belediyeler ve mahalli idare birliklerinin yanında Bakanlığın ilgili birimlerine de bu işlemleri yürütme olanağı verdiği belirtildi.
Bu yönüyle düzenleme, kıyı yönetiminde yalnızca yerel yönetimler üzerinden ilerleyen modele merkezi idarenin kurumlarını da daha güçlü biçimde dahil ediyor.
Bakanlık gerekçeyi “işgaller” olarak açıklıyor
Bakanlığın düzenlemeye ilişkin açıklamasında dikkat çeken başlıklardan biri kıyı işgalleri.
Bakanlık, özellikle belediyelerle protokol oluşturulamayan alanlarda ortaya çıkan işgallerin ve bunların yol açtığı tahribatın önlenmesini hedeflediğini belirtiyor.
Yeni model kapsamında plajlarda duş, gölgelik, soyunma kabini ve seyyar tuvalet gibi ihtiyaçların karşılanması; gerekli ticari birimlerin düzenli biçimde oluşturulması ve kıyıların amaç dışı kullanımının azaltılması planlanıyor.
Bakanlığın açıklamasındaki hedef, bu alanların doğal yapı tahrip edilmeden ve “koruma-kullanma dengesi” gözetilerek vatandaşın kullanımına açık tutulması.
Dolayısıyla hükümet açısından yeni düzenlemenin çıkış noktası, kıyıların ticarileştirilmesi değil; kontrolsüz işgal edilen veya yerel yönetimlerle düzenleme yapılamayan kıyılarda merkezi idarenin doğrudan devreye girmesi.
Ancak tartışma da tam burada başlıyor.
Kıyıda ticari üniteler ne olacak?
Yeni fıkrada yalnız kıyı ve sahil şeritlerinden değil, bu alanlarda “yapılması zorunlu ticari ünitelerden” de söz ediliyor.
Bu alanlar da gelir veya hasılattan pay alınması yoluyla protokol kapsamına alınabilecek.
Dolayısıyla uygulamada kritik sorulardan biri, “zorunlu ticari ünite” kavramının nasıl yorumlanacağı ve kıyının ne kadarının ticari faaliyete konu edileceği olacak.
Yönetmelik değişikliğinin kendisi hangi kıyının seçileceğini, her bir alanda kaç ticari ünite bulunacağını veya bu ünitelerin ölçeğini tek tek belirlemiyor.
Bu ayrıntılar uygulama aşamasında ortaya çıkacak.
Kıyıya ücretsiz erişim hakkı ortadan kalkmadı
Düzenleme konusunda en kolay yanlış anlaşılabilecek noktalardan biri de bu.
Yeni yönetmelik Türkiye’deki kıyıları özel mülk haline getirmiyor ve vatandaşın kıyıya erişim hakkını ortadan kaldırmıyor.
Anayasa’nın 43’üncü maddesine göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunuyor ve deniz, göl ve akarsu kıyılarından yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetilmesi gerekiyor.
3621 sayılı Kıyı Kanunu da kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık olduğunu hükme bağlıyor.
Yeni yönetmelik de uygulamanın Kıyı Kanunu, Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ve onaylı imar planlarına uygun olması şartını açık biçimde koruyor.
Buna rağmen neden tartışılıyor?
Düzenlemenin yayımlanmasının ardından Muğla’dan ilk itirazlardan biri Gökova Ekoloji Meclisi’nden geldi.
Meclis, kıyıların gelir ve işletme modeli üzerinden değerlendirilmesinin kamusal kullanım üzerinde yeni baskılar yaratabileceğini savundu ve yönetmeliğin geri çekilmesini istedi. Açıklamada, Türkiye’nin farklı kıyılarında masa, sandalye, şezlong ve ticari işletmeler nedeniyle halkın erişiminin fiilen sınırlandığı örnekler bulunduğu öne sürüldü.
Gökova Ekoloji Meclisi’nin itirazı, Bakanlığın gerekçesiyle aynı soruna farklı bir yerden yaklaşıyor.
Bakanlık, “işgalleri önlemek için işletmeyi daha kontrollü hale getireceğini” söylüyor.
Çevre örgütü ise kıyıların işletme ve gelir paylaşımı modeline daha fazla dahil edilmesinin, mevcut ticarileşme sorununu büyütebileceği görüşünde.
Yeni modelin bu iki sonuçtan hangisini doğuracağı ise yönetmelik metninden değil, bundan sonra seçilecek kıyılar ve yapılacak protokollerden anlaşılacak.

Bodrum açısından neden önemli?
Düzenleme yalnız Bodrum’u değil, Karadeniz’den Akdeniz’e Türkiye’nin bütün kıyı kentlerini ilgilendiriyor.
Ancak Bodrum’da kıyıların kamusal kullanımı, işletmelerin sahilde kapladığı alanlar ve halkın denize erişimi uzun süredir yerel gündemin en tartışmalı konuları arasında.
Bu nedenle Bodrum açısından asıl soru, “yeni yönetmelik çıktı mı?” sorusundan çok daha somut:
Bakanlık Bodrum’da hangi kıyıları bu kapsama alacak ve bu alanlarda nasıl bir işletme modeli kurulacak?
9 Ağustos itibarıyla Bodrum’da yeni hüküm kapsamında seçildiği açıklanan belirli bir kıyı veya sahil şeridi bulunmuyor.
Dolayısıyla bugün için herhangi bir Bodrum plajının Bakanlığa geçtiğini, kiralandığını veya işletme modelinin değiştiğini söylemek mümkün değil.
Ancak bundan sonraki süreçte Bakanlığın yapacağı her alan seçimi ve her protokol, özellikle Bodrum gibi kıyı kullanımının yoğun olduğu bölgelerde yakından takip edilmesi gereken bir kamu kararı olacak.
Çünkü yeni düzenleme kıyıya erişim hakkını değiştirmese de o kıyının kim tarafından, hangi işletme modeliyle ve hangi ticari ünitelerle yönetileceği konusunda yeni bir dönem başlatıyor.



Yorumlar (0)
Bu haber için henüz yorum yapılmamış.