ESKİ KRALLAR TAPINAK DİKERDİ, YENİLER 5 YILDIZ
Ben Halikarnaslıyım.
Bu yarımadanın taşını, rüzgârını ve çamını çocukluğumdan beri dinledim. Eski çağlarda krallar tapınak ve sur yapmak için halkın emeğini isterdi. Bugün ise bunun yerini kâğıt, mühür ve “turizm tahsisi” aldı.
Adı değişti, yöntem değişti; ama temel mesele aynı kaldı: Ortak olanın uzun süreliğine seçilmiş ellere bırakılması.
Önce kelimeyi doğru koyalım. Burada her zaman bir satış yok. Kamu arazileri, Turizmi Teşvik Kanunu’nun 8. maddesi kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı üzerinden yatırımcılara uzun süreli olarak tahsis edilebiliyor. Bodrum’daki birçok turizm tahsisinde bu süre 49 yıl olarak karşımıza çıkıyor.
Tapu halkın elinden çıkmıyor olabilir. Ama sahile erişim, gölge, yol ve kıyının kullanım biçimi değişiyor.
Tahsis bazen bir mülkün el değiştirmesi değildir.
Bazen yalnızca kapının anahtarını başkasına teslim etmektir.
Bodrum’un kıyı şeridindeki tahsisler
2024 baharında kamuoyuna yansıyan ilan dikkat çekiciydi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2024/1 tahsis ilanında Bodrum’da yedi ayrı yatırım alanı yer aldı. Bunların büyük bölümü Kızılağaç–Yalıçiftliği Turizm Merkezi’nde, biri ise Göl Mahallesi’ndeydi. Alanlar toplamda binlerce yatak kapasiteli turizm tesisleri için tahsise çıkarıldı.
Parsellerin bazıları resmî kayıtlarda “orman” niteliğindeydi. 200, 350 ve 1.200 yataklı beş yıldızlı tesisler için ayrı ayrı alanlar öngörülüyordu.
Basına yansıyan parsel bilgilerine göre, Gerenkuyu’daki yaklaşık 191 dönümlük başka bir alanın da önemli bölümü orman ve zeytinlik niteliğindeydi; burada 1.200 yataklı bir turizm tesisi planlanıyordu.
Burada önemli bir ayrım var.
Bu, “yangından sonra yanan yere otel yapılıyor” iddiası değildir. Orman Genel Müdürlüğü ve İletişim Başkanlığı, 2001 ve 2021 yangın alanlarının şirketlere tahsis edildiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Asıl mesele daha geniş:
Yangın çıkmamış olsa bile orman niteliğindeki kamu arazisinin turizm tahsisi yoluyla yapılaşmaya açılması.
İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Limak, Kalyon ve Gerenkuyu
Kızılağaç–Gerenkuyu hattında Limak İnşaat, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kamu taşınmazı tahsisi ihalesini kazandı.
36 bin 220 metrekarelik alanda 214 odalı beş yıldızlı tesis planlandı. Proje için 49 yıllık tahsis hakkı verildi. Muğla Valiliği de proje için “ÇED Gerekli Değildir” kararı verdi. Bodrum Belediyesi’nin duyurusunda karar tarihi 24 Nisan 2024, proje kapasitesi ise 214 oda olarak yer aldı.
Komşu koylarda Kalyon’un Tavşanburnu projesi ile Limak’ın Gerenkuyu projesi yan yana dururken, hemen bitişikteki yaklaşık 239 bin metrekarelik ormanlık alanın da yapılaşmaya açıldığı 2025 yılında basına yansıdı.
Bodrum’un başka bir kıyı hattında, Gölköy–Cennet Koyu’nda Cengiz Holding ve AHEN’in Bvlgari yatırımı da kamuoyunun bildiği büyük projelerden biri. Projenin kendi tanıtımında Cengiz Holding ve AHEN yatırımcı olarak gösteriliyor.
Şirketlerin dili belli: Yatak sayısı, yatırım miktarı, dolar ve açılış tarihi.
Yarımadanın dili ise başka sorular soruyor:
Kaç metre kıyı kamuya kalacak? Kaç çam kesilecek? Yazın suyu kim içecek?
Türkbükü’nün doğusu ve Bakanlığın kapısı
Bir başka tartışma Göl Mahallesi, Türkbükü’nün doğusu ve Çomça mevkiinde yaşandı.
Planlarda orman niteliğinde olan yaklaşık 7,5 hektarlık alan, “konaklamalı turizm tesisi” kullanımına açıldı.
TMMOB Bodrum, alanın Anayasa’ya aykırı biçimde yapılaşmaya açıldığını savundu ve bölgenin sürdürülebilir koruma, kontrollü kullanım ve arkeolojik sit kuşakları içinde bulunduğuna dikkat çekti.
Aynı bölgede daha önce de dikkat çeken bir tahsis tartışması vardı.
2022 yılında, dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şirketiyle bağlantılı Türkbükü’ndeki tesisin bitişiğindeki yaklaşık 25 dönümlük orman alanına ilişkin işlemler kamuoyunda tartışıldı. Muhalefet milletvekilleri Bakanlık ile Bakan’ın bağlantılı olduğu şirket arasındaki ilişki üzerinden çıkar çatışması iddialarını gündeme getirdi.
Ancak Ersoy bu iddialara verdiği yanıtta, söz konusu 25 dönümlük ek tahsisin 31 Mayıs 2012’de, kendisi henüz bakan ve şirketin sahibi değilken uygun görüldüğünü; şirketinin tesisi 2020’de satın aldığını ve 2021’de yapılan işlemin yeni bir tahsis değil, daha önce tahsis edilen alanın yoğun ağaç dokusundan daha az ağaçlık bölgeye kaydırılması olduğunu söyledi.
Burada cevaplanması gereken soru yine de basit:
Bir bakanlığın, görevdeki bakanla bağlantılı bir şirketi ilgilendiren işlemde karar makamı olması çıkar çatışması tartışması doğurmaz mı?
Buna “usul” denebilir.
Ama usulün varlığı, tek başına adaletin de varlığı anlamına gelmez.
Bu yazın yeni mühürleri
Eylül 2026’da Resmî Gazete’de Gündoğan, Kumbahçe ve Konacık’taki bazı Hazine arazilerinin özelleştirme programına alındığı görüldü. 11805 sayılı kararla üç Bodrum taşınmazının satış, kiralama, gelir ortaklığı veya diğer yöntemlerle özelleştirilebilmesinin önü açıldı.
Kumbahçe–Tavşan Burnu’nda “Başak Cennet Koyu” olarak anılan bölge de bu tartışmaların içinde.
Demirbükü–Sakızbükü’nde ise iki ayrı şirket adına yürütülen turizm projelerine ÇED onayı verildi. TMMOB, firmaların aynı portföy şirketine bağlı olduğunu ve projelerin ayrı ayrı değerlendirilerek bölündüğünü öne sürerek dava açtı. TMMOB’un açıklamasına göre iki şirketin hisselerinin yüzde 100’ü Re-Pie Portföy’e bağlı; kurul iki projenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Bütün bu örneklerde dikkat çeken başka bir gerçek daha var:
Orman, tarım, doğal sit ve turizm alanları aynı bölgelerde üst üste geliyor.
Kâğıt üzerindeki plan değişiyor, kullanım kararı değişiyor, sonra aynı arazi başka bir tanımla yeniden karşımıza çıkıyor.
Sonuçta mesele yalnızca bir parselin imara açılması değil. Bir yarımadanın parça parça dönüşmesi.
Ne kazanılır, ne yitirilir?
Turizm ekmek getirir.
Bunu inkâr etmek körlük olur. Halikarnas yüzyıllardır denizden, ticaretten ve konaklamadan besleniyor.
Ama ekmek kazanmak için ormanın ve kıyının tamamını tüketmek zorunda değiliz.
49 yıllık bir tahsis, bugün alınmış bir kararın yarım asra yakın bir süre boyunca sonuç doğurması demektir.
Bir koyun kullanım biçimi değiştiğinde yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların o koya nasıl ulaşacağını da belirlemiş olursunuz.
Sit kararı kâğıt üzerinde durabilir. Ama beton döküldüğünde manzara değişir. Ağaç kesildiğinde gölge geri gelmez. Kıyıya erişim kapandığında “kamu malı” yazısının tek başına anlamı kalmaz.
Büyük şirketlerin isimlerini biliyoruz. Çünkü ihaleler, ÇED dosyaları ve tahsis kararları kamuya açık.
Fakat asıl soru şirketlerin kim olduğu değil, ölçünün ne olduğu.
Kaç yatak daha?
Kaç dönüm daha?
Kaç metre kıyı daha?
Yaz aylarında bu tesislerin su ihtiyacı nasıl karşılanacak?
Yangın riski artarken yeni yapılaşmaların altyapısı nasıl kurulacak?
Ve en önemlisi:
Bir kamu arazisi 49 yıllığına tahsis edildiğinde, o arazinin gerçek sahibi olan toplum gerçekte ne kazanıyor?
Eski krallar tapınakları kendi adlarına diker, sonra tanrılara adarlardı.
Şimdi tapınak beş yıldızlı.
Tanrı ise marka.
Halikarnas’ın gerçek tanrıları hâlâ aynı:
Rüzgâr.
Çam.
Deniz.
Ve halkın kıyıya inen ayağı.
Ben Herodot’um.
Gördüğümü yazarım.
Görenler çoğalsın diye yazarım.
Çünkü orman bir kez yok olduğunda geri gelmesi insan ömrünü aşar. Bir koyun kullanım hakkı bir kez başkasına bırakıldığında, onu yeniden halka açmak çok daha zor olabilir.
Yazı ise en azından hafızadır.
Ve hafıza şunu sormaya devam eder:
Bu toprak kimin armağanıydı?
Kime bırakıldı?
Ve geriye bize ne kaldı?
— Herodot
Yorumlar (0)
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış.